ezgilimelodi

yüreğinin iki sesli ezgisini dinle!


* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* beyaztuval
* lillyum
* sıdıkaeren

  • dilden düşenler
  • ezgilihayat
  • ezgilisanat
  • okulum ve kuzucuklar
  • senden benden bizden


  • sevimlitirtil
    acartolga
    hayatgidiyorellerimden
    kapalikapilar
    suinci
    prensescoko
    newbahar
    sihirliyazilar
    kayipsehirler
    neversaynever
    lillyum
    birguzelciftiz
    beyazgelinciik
    gozleridenizkokan
    beyaztuval
    nihansum
    birzamanlareylul
    amozonik
    oyumben
    savasciozgun
    tanrimisafirlerim
    seyyahdergi
    zuzu888
    BibiS
    tebessumduvari
    hikayelerdirgeriyekalan
    uzgunkizasli
    guldenorencik
    nurdenizim
    yaziruhu
    bolahenkk
    menenjitli
    sevgimdesin
    tedirginruhcikolatacisi
    musahip
    sevgidaimolsun
    AsiRuzqaR
    ukhuvan
    gamzeliyimki
    lineoffer
    sahmat000
    busegul
    beyazparmaklik
    RapunzeLx
    nanelimonkabugu
    suskunbiradam
    herseyimdin
    ansizin
    DenizzGozlumm

    tanıdık bir aşk

           
    Tanımak,tanımaya çalışmak…

    Sanki yeni başlar sorgular.Yeni bir yaşamı adımlar günahlar.Önyargılar günahtır…

    Tanımakla yaşam yeniden gözden geçirilir.”Ben buyum!”diyen yeni bir kimlik arar adeta.Tanıdıkça alışır,alıştıkça kendini uğurlar,yeni bir ben olur şahıslar…

    Denizi dalgalanan,durulamayan,durmayan,şaşırdığı yollardan sapan kötümserliği bile kapanır onunla.Onu tanır,aşılanır ona.Duran taşa dahi can verir,canlanır onunla…

    Ve onunla sınırsız hayaller,sinirsiz et kadar ayrık ve leziz.İki papucu  bir ayağa sokacak kadar da düşüncesiz!Yaşamın payı o,mütevazi paydası sen…

    Tanımak,tanıdıkça alışmak…

    O olmazsa olmaz,yaşanmazsa anlaşılmaz hayat.

    Tanıdıkça avuç içleri terler anılarda.Anılar heyecanlara bürünür,kalem uçları maviye…Mavi kuşun kanadıdır…

    Ayrılamazlar tanıdıkça.Dönüşsüz gidişlerden korkarlar.Gönülden gönüle akabilmek varken dönebilme ihtimallerini sevmezler,sevemezler…

    Aşkı tanıdığımda değişmedim diyen kaç kişi vardır?Törpülemedim sivri yanlarımı,susmadım,sabretmedim,beklemedim diyen kaç kişi?

    Okunaksız yaşamları aşkla temize çekmedim diyen var mıdır?

    Tanımak,tanıdıkça karışmak…

    Hayata,sevgiye,özleme,gözyaşına,dahasına…

    Yazılmamış metinlerde beklemez yalnızlıklar.Sözlüğün başında aşk,sonunda yalnızlık varsa;onlarca sayfa kelimelerle doluysa,sözlük geçsin karşısına çeksin harf tabancasını,kurtarsın tanıdığını…

    Tanıdık ve aşka alıştık…

    Tanıdık ve aşka karıştık…

    Tanıdık bir aşk değil mi sanki?


    Tarih: , 7/11/2009 Kategori: dilden düşenler
    Yorum (0) | Bağlantı

    Kitap Kokulu Kasım

              
    Kitap kokularını sevdiğimi söylemiştim değil mi?

    Bu sefer,bambaşka bir kitap kokusu sarmıştı yüreğimi,en sevdiğimin ellerinden hemde!

    Uzaklıklara isyan ettiğim günlerden biriydi yine.Yüzünü en son ağustos ayında gördüğüm sevdiğime bir isyandı.Kasımda aşk başkaydı belki ama özlem huzursuzluk uçurtmasının kuyruğunda yükseliyordu.Özledikçe direnemiyordum,gücüm yetmiyordu uçurtma kovalamaya…

    Birbirimizi göremeden çok zordu yaşadıklarımız.Türlü oyunlarla diri tutsak da yüreğimizi,bir yerlerden açılıyordu yara.Yara acıtıyordu…

    Yine bir akşam vakti telefon görüşmesinde sevdiğim bir kitaptan bahsetmiştim O na.Kitap muhabbetimizin sonu bile özleme geliyordu.Telefonla konuşmak yetmiyordu.Yüreğine elleriyle dokunmaktır aşk…Aşk varlığıyla bizi doyursa da görselliğiyle,hissetmeyle daha da büyük bir tat yaşamak istiyorduk.Sadece bir istekti bu…

    Kasım sabahı yine hüzünle kalktım.İçimde huzursuzluk kırıntılarıyla yol aldım okula.Günün yorgunluğu üzerimde,zor attım kendimi eve.

    Telefonum çaldı…

    “Sana istediğin kitabı kargo ile yolladım.Şuan kargocu aşağıda.Açar mısın kapıyı?”dedi sevgili…

    Merdivenlerden aşağı indim,kapıyı açtım.

    O…

    Elinde kendisi kokan kitabıyla karşımda…

    1400km uzağımdayken,şimdi tam karşımda…

    Bakakaldım yüzüne…

    “Beni içeri almayacak mısın?Çok üşüdüm”dediğini hatırlıyorum bir tekJ

    "Aaa evet tabi" dedim.Onunla aramızda bir akrabalık olduğu için ve ailelerimizde sürekli görüştükleri için rahat hareket edebiliyor,muhabbet edebiliyordu bizimkilerle.Ben hala “nasıl yani,nasıl geldi?”diye düşünüyorum.Heyecanlı yapıma yenik düşüyorum.Burda böyle bıdı bıdı konuşmama bakılmasın,heyecan durumunda kedicik gibi susar kalırımJ

    Keyifli sohbetler ediliyor.Muhabbetle yemekler yeniyor.Annemle bol bol şakalaşıyorlar.Ben hala üzerimden o şaşkınlığı atamıyorum.Dün gece olmuyor artık diye isyan ettiğim insan ta uzaklardan kalkıp gelmişti yanıma...

    Akşam evden ayrılırken montunu istedi.Orada olay koptu zaten.İçeri girdiğinde bana montunu vermiş ama ben heyecandan bir yerlere atmışımJYana yakıla mont ararken annemlerin odasında bulduk montunu ve bir muhteşem akşamın daha sonuna geldik…

    Geçen yıl 6 Kasım…

    14 yıla yayılan,arada hüzünler,ayrılıklar yaşatan,uzaklara direnip sabır çayında demlenen bir aşk…

    Büyük bir aşk…

    Şimdi yine uzağımda…

    Bir tane daha sen kokulu kitap istesem,

    Gelir misin?...


    Tarih: , 5/11/2009 Kategori: senden benden bizden
    Yorum (13) | Bağlantı

    Bu matematik beni zorluyor hocammm!

        
    Blogcudan,sorunlarından,sabrımın zorlanmasından,bin kez anlatmama rağmen hala sınavda bir sürü yanlış çıkaran çocuklardan,nöbetten,yağmurdan,minibüste çalan"mendilim yele yele"türküsünden,kolalı jelibonlardan,çalar saatten,viuvvvv viuvvvv diye geçtiğimiz virajlardan ve her seferinde yanımda oturan iki arkadaşımın virajlardan dönerken beni cama yapıştırmalarından,öğlen arası atıştırmalarından,telefonumun en gerekli anlarda şarjının bitmesinden,dert dinlemekten,susmaktan,velilerden,ekranda çıkan şarkı sözü başlıklı dizilerden,"yemekteyiz"den,yazmaktan,çizmekten,bulmaca çözmekten...
    Sıkıldımmmmmmmmmmmmmmmmmm.
    Hatta sıkılmakla ilgili yapılan esprilerden de!
    Kendimi kendimden çıkardıktan sonra normale dönerim.
    İyiyim ben,iyiyim:)
    Mutlu kal okuyucuuuuuuuuu!
    ********************
    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne yazmış olduğum kaynak talebi ile ilgili mailime cevap geldi.Sanırım günün en mutlu olayı benim için.Okulumuza kitap kazandıran herkese teşekkürler...
    *********************************

    Sabah uyandığımda "aa etraf ne kadar aydınlık,daha ince bir şeyler giyebilirim"diye düşünüp pencereye yöneldim.Yerdeki 30cm'ye yakın karı görünce  günün ilk şokunu yaşadım...
    Sabah yana yakıla atkı,bere,eldiven aramaya başladım.Beremi bulamadan evden çıktım.Etraf bembeyaz bir örtüye bürünmüştü.Penguen edasıyla yürüyüp düşmemek için direnirken,kolum çam ağacının dalına hafifçe değdi.Değmez olsaydı.Bir saniyede kardan adama bürünüverdim.Çam ağacının her tarafındaki kar üzerime yerleşerek beni bir beyaz topak haline çevirdi.Gülsem mi,üzülsem mi bilemedim...
    Ah o eldivenlerle çantanın fermuarını açmak kadar zor bir şey yok.Hele de lapa lapa kar yağarken!
    Çalan telefonumu hiç açmak istemesemde acı gerçeği öğrendim.Servis arabamız bizi almaya gelemeyecekmiş.1km yol yürümek zorunda kalacakmışız...Başımda berem yok.Üşüyorum.Elimde dizüstü bilgisayarım var.Ve sinirliyim...
    Nihayetinde arabaya ulaştık.Fakat yine dağda kaldık.Arabayı iteklemeler,zincir sesleri,susmayan müzik sesleri,rampaları çıkamamamız ve bir çok şey...
    Islandığım için başım ağrıyor,kendimi bitkin hissediyorum...
    Bıçak yıkama özürlüsü olduğum için de parmağım kesildi…

    Hala çok iyiyimJ


    Tarih: , 2/11/2009 Kategori: ezgilihayat
    Yorum (14) | Bağlantı

    Uykum var,yorgunum…

            

    Bugün tatil miydi?Bize tatil değildi.Yine köydeydik…

    Hani her şeyde bir hayır vardır denir ya,bizde de öyle oldu.Sabah oflayıp poflayarak gittik köye.Zaten yağan yağmur,yerdeki çamur gitmemem için beni eve doğru itekliyordu.Okuldan içeri girdiğimizde bizi bir duman bulutu karşıladı.Sevgili müdürümüz bilgisayarın fişini takılı unutmuş,kablo erimeye başlamış.Okula gitmesek,önce müdür odası sonra da okul yanacaktı.Şikayet etmeyi bırakıp “şükür bir şey olmadı”dedik.

    Mikrobu suyla sabunla kovalamak bana çok saçma geliyor.Eğer amaç bir dezenfekte ise önlemi daha büyük bir şekilde alınmalıdır.Sınıflarımızı temizleyerek kendimizce önlemleri aldık.”Yapmicam temizlik!”diye müdüre diklensem de içime sinmedi,gittim bir şeyler yaptım kendimce.

    İşimiz bittikten sonra oturduk öğretmenler odasında.Çikolata,bisküvi,kuru üzüm,meyve çayları ne bulduysak yedik içtik,hala zaman geçmedi.Sabah kalktığımdaki asabiyetimi birinin üstünde uygulamam gerekiyordu.Bu da yanlış adres(müdürJ)oldu.İçimde ne kadar beni üzen şey varsa hepsini anlattım bir bir.Dün törende töreni hazırlayan öğretmen arkadaşlarım için söylemiş olduğu bir kelimeden çok üzüldüğümü;birliğin bu şekilde sağlanamayacağını anlattım.Haklı olduğum için bir şey diyemedi.Başkalarını suçladı kendince.Düzen budur değil mi?Kimse memnun değildir.Herkes birbirini suçlar,en alt basamakta öğrenciler kalır.Garip bir düzen…

    Birinci sınıf öğretmenimizin çalışmalarından bahsetmiştim daha önce.Çok özverili ve sabırlı bir öğretmen arkadaşımdır.Velinin biri şikayet ediyor”hoca hanım çok ödev veriyor”diye.Anlamadan bilmeden konuşuyor.Çocuğu günlerdir okula gelmeyince ödevleri haliyle birikiyor.Altından kalkamayınca da böyle suçlamalar yapıyorlar.Onun yerinde olsam veliyi çağırıp “senin çocuğuna bundan sonra ödev vermiyorum”diye güler yüzle söylerdim.Onun istediği de buysa eğer hatasını anlayıp özür dileyecektir çocuğu gerilediği için.Bilinçsiz veliye laf anlatmak kadar zor bir şey olmadığından tekniğine uygun hareket edeceksin.Çocuklarıyla ilgilenmiyorlar,bizim gösterdiğimiz şefkatin binde birini göstermiyorlar.Bir olay olduğunda bizi suçluyorlar.Bazen verdiğim emeğin karşılığını göremeyince sinir oluyorum…Her neyse…

    Öğlen hepimizin karnı acıktı.Birbirimizin suratına bakarken hizmetlimizin eşinin bizi yemeğe davet ettiğini öğrendik.Bütün öğretmenler çamurlu yollara bata çıka evin yolunu tuttuk.Paçalarım çamura bulansa da yediğim yemek ve yanan sıcacık sobanın tadı için değer diye düşünüyorum.Eğlenceli bir öğlen yemeğinin ardından cuma gününü de noktalamış bulunuyorum.

    Onca olaydan sonra hala  kaşları çatık bakıyorum ekranaJ

    Düzelirim sanırım,birazcık zaman…


    Tarih: , 30/10/2009 Kategori: ezgilihayat
    Yorum (11) | Bağlantı

    Eller

                      
    Ölmeden beş gün önce,her zaman dinlendiği yatağından kalkarak ellerine baktı.Üzerindeki çizgileri,derisinin inceliğini seyretti.Gözleri doldu,ağlayamadı.Ellerine bakarak seyretti hayatını.Öyle ya,hayatı ellerinden geçmişti.Elleri tutmuştu eşinin ellerini.Çocuklarını,elleri sevmişti.Çalıştığı  vergi dairesinde onlarca kağıda elleri imza atmıştı.Yaşlılığını adadığı bahçesindeki güllerin dikenleri ellerine batmıştı.Şimdi ise,dokunulduğunda canını yakacak kadar ince elleri”buraya kadarmış!”diyordu.

    Ağladığını gören olmamıştı,kardeşinin vefatı dışında.Kendinin eriyip gideceğine bile ağlayacak kadar korkmuyordu hayattan.Elleri ağlattı bir tek onu.Ömrünün tozunu bir çırpıda silen elleri…

    Duaya açılan,çalışmaktan yorulmayan,sevginin,öfkenin,hüznün,yaşanabilen her duygunun mimarı.Yorgun,masum,yitik,ömrü çatlak çatlak açılan eller…

    Dokunmak hissedilen en özel duygudur.Güzel olmasa,sevgililer uzaklara isyan edebilirler miydi?Acıyı hissedebilir miydi yüreği dokunamadan?

    Parmak uçlarındadır kalbimiz.Dokunarak kendimizi ifade ederiz.Bebek bile annesini ancak dokunarak sevebilir,okşar yüzü annenisinin kalbini.Sevginin pekiştirilebilir önemli ölçütüdür eller.Yüzeyi değil,içinde gizlidir hayatın görünmez yolları.Her çizgi kaderin kadarını yansıtır gözlerimize.Yaşadığımız kadardır kaderimiz.Kaderimiz ellerimizdedir.

    Beşi de birbirinden farklı;beşi de aynı yerde farklı yönlere bakan insanlar gibi.Farklı yüzlerin bir arada yaşadığı bir dünya gibi.Birinin eksikliği etkiler bir diğerini.Her parmağın ayrı bir ismi,üstlendiği ayrı görevleri var.

    Vücudun yükünü taşıyan ellerimiz gün gelir yüzümüzden önce yaşlanırlar.Hayat önce ellerimizi yıpratır.Çok yorulanın elleri daha çok yollara ayrılır.Çatlaklarını bir tutam toprak doldurur.Yüzümü seven işçi kadının kuru elleri gibi.Onların gökkuşakları bile bahçede kuruyor.Kuru hayat,kuru aş,kupkuru…

    Ömür törpüsü yontar tırnaklarımızı.Canımızı yaktığında bekleriz birinin koynundan çıkardığı sargı bezini vermesini.Parmaklarımız kanarsa,daha dikkatli oluruz hayata karşı.Kiminin parmakları başkaları tarafından törpülenir.Muntazamdır.Hayatı zaten bağımlı yaşamaktadırlar.

    Elleri yaşlı görünen çocukları gördünüz mü?

    Ben gördüm.

    Ellerin yumuşaklığına hayretle dokunan çocuklar…

    Onların hikayeleri çok daha ayrı.Tek ortak nokta yağmurdan bile küçük ellerinin varlığı…

    Ve en hüzün dolusu,uzaklara sallanan eller…Boşluğa sallanır gibi,tüm iyi dileklerimiz ellerimizin ucuna gizlenir gibi,tüm dualarımız ellerimizin ucunda şimdi…Yüzde beliren emanet tebessüm,parmak uçlarından akan gözyaşları ve hüzün…

     Ekranda bile okuyucunun yüreğine dokunabiliyorsak eğer,dokunabilmek için her duygunun elleri olduğunu unutmamalıyız.

    Yüreğinizdeki ellerinizin sevgiyle dokunması dileğiyle…


    Tarih: , 25/10/2009 Kategori: dilden düşenler
    Yorum (18) | Bağlantı

    <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->


    Oscar Harris Alta Gracia My Love Zamanla.Net Zmuzik.Net
    Yükleyen Zamanlanet. - Diğer müzik videolarına göz atın.